Yasal Mirasçılar ve Mirasçılık Nedir?
İnsanlar; yaşadıkları süre içerisinde bir takım malların, alacakların ve hakların sahibi olur. Pek çok durumda edinilmesi için uzun süre emek verilen bu tür malvarlığı değerlerinin kişinin ölümüyle birlikte ardında kalan yakınlarına aktarılmasına miras adı verilir.
Miras kavramı insanlık tarihi kadar eskidir ve Türk Hukuku’nda da geniş yasal düzenlemelere tabi tutulmuştur. Miras hukukunda vefat eden kişiye muris veya miras bırakan, murisin kalan kalan mirası üzerinde hak sahibi olanlara ise mirasçı ya da varis adı verilir. Mirasın aktif ve pasif değerleri ile birlikte bütününe ise tereke adı verilir. Mirasçıların her biri tereke üzerinde kanuni hakları oranında pay sahibi olur.
Bir kişi hayattayken kural olarak kendi ölümüne yönelik herhangi bir eylemde bulunamaz. Bunun istisnası, hukuki bir kavram olan ölüme bağlı tasarruflardır. Hayatta olan herkes, hukuki düzenlemelere uygun olmak kaydı ile vasiyetname düzenleyerek ölümünden sonra bırakacağı tereke hakkında tasarrufta bulunabilir ve mirasçılarının kim olacağını belirleyebilir.
Kişilerin, fiil ehliyetine sahip olmaları ön şartı ile tercih ve tasarruflarında tamamen özgür olması hukukun temel ilkelerinden olsa da miras konusunda bazı eylemler özgürce gerçekleştirilemez. Miras bırakanın anne babasının, eşinin, çocuklarının ve somut olaya göre kardeşlerinin dağıtılacak miras üzerinde kanunen korunan saklı payları bulunur. Bu türden mirasçılara yasal mirasçı adı verilir. Ölüme bağlı tasarruflar yolu ile miras üzerinde hak sahibi kılınan kişilere ise atanmış mirasçı denir.
Yasal Mirasçılık Nedir?
Yasal mirasçılık nedir sorusu miras hukuku konusunda yaşanan ihtilaflarda sıkça sorulmaktadır. Yasal mirasçı tabiri, Türk Medeni Kanunu’nda doğrudan mirasçı oldukları belirlenen kişiler için kullanılır. Adından da anlaşıldığı üzere yasal mirasçılık, temelini doğrudan doğruya kanunda yer alan hükümlerden almaktadır. Kanunda düzenlenen mirasçıların dışında kalan ve miras bırakanın tasarrufu neticesinde tereke üzerinde hak sahibi olan kişiler atanmış mirasçılardır.
Yasal mirasçı ile atanmış mirasçı arasındaki en önemli fark, yasada belirlenen mirasçıların istisnai durumlar haricinde muhakkak olarak mirastan alacakları pay oranının saklı tutulmasıdır. Saklı pay oranları, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 506. maddesinde ‘’Saklı pay aşağıdaki oranlardan ibarettir: Altsoy için yasal miras payının yarısı, Ana ve babadan her biri için yasal miras payının dörtte biri, Sağ kalan eş için, altsoy veya ana ve baba zümresiyle birlikte mirasçı olması hâlinde yasal miras payının tamamı, diğer hâllerde yasal miras payının dörtte üçü.’’ şeklinde belirtilmiştir. Yasada belirtilen saklı pay sahipleri, anılan oranlardan düşük miktarda miras payı almaları durumunda saklı payın ihlali nedeniyle dava açma hakkına sahiptir.
Miras hukukunda geçerli kurallardan birisi de zümre sistemidir. Mirasın paylaşımı esnasında zümre sistemi dikkate alınır ve paylaşım buna göre yapılır. Zümre sistemi, miras bırakanın yakınlarını gruplar halinde derecelendirir ve sıralar. Mirasın paylaşımı esnasında birinci zümrede mirasın intikal edeceği kimse olmaması halinde ikinci zümredeki mirasçılara gidilir. Bu dağıtım arayışı dördüncü zümre yakınlara kadar devam eder. Terekenin intikal edeceği kimsenin kalmaması halinde ise miras devlete geçer.
Yasal Mirasçılar Kimlerdir?
Yasal mirasçı kimdir sorusunun cevabı 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 495 – 501. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Anılan maddelerde sayılan yasal mirasçılar kişinin altsoyu, (çocukları ve torunları) anne ve babası, altsoyunun ve ebeveynlerinin sağ olmaması halinde büyükanne ve büyükbabası, evlilik dışında doğmuş olsalar dahi yasal olarak baba ile bağı kurulmuş olan evlatlar, sağ kalan eş, evlatlıklar ve kişinin hiçbir mirasçısı bulunmaması halinde devlettir. Daha detaylı olarak ilgili mirasçı türleri şu şekilde incelenebilir:
Altsoyun mirasçılığı: Miras bırakanın altsoyu, yani kendinden olan evlatları birinci zümre yasal mirasçılar olarak belirlenmiştir. TMK’nin 495. madde hükmü altsoyun mirasçılığını düzenler. Yasaya göre çocuklar, eşit oranda mirastan pay alma hakkına sahiptir. Terekenin sahibinden önce vefat eden çocukların payı torunlara geçer.
Miras bırakanın anne ve babasının mirasçılığı: Müteveffanın altsoyunun bulunmadığı hallerde, hayatta olan anne ve babasının yasal mirasçılıkları gündeme gelir. TMK’nin 496. maddesi ile düzenlenen bu mirasçılara ikinci zümre mirasçılar adı da verilmektedir. Ana ve babanın her ikisinin de sağ olması halinde tereke üzerinde eşit oranda pay sahibi olacakları söylenebilir. Ana ve babanın vefat etmiş olması halinde büyükanne ile büyükbabanın ve miras bırakanın kardeşlerinin halefiyet yoluyla mirastan pay almaları gündeme gelecektir. TMK’nin 496 ve 497. maddeleri ilgili düzenlemeyi içermektedir.
Hayatta olan eşin mirasçılığı: Miras bırakanın vefatının ardından sağ kalan eş, herhangi bir zümreye dahil olmaksızın her zümreyle birlikte yasal mirasçı olarak mirastan pay alır. Zümre sisteminin eşin payına olan etkisi, yalnızca payın oranının belirlenmesinden ibarettir. Örneğin; birinci zümre mirasçılarla birlikte mirasın paylaşılması esnasında eşin payı ¼ iken ikinci zümre mirasçılarla paylaşım yapılırken eşin toplam payı terekenin ½’si oranında hesaplanacaktır. TMK’nin 499. maddesinde yasal düzenlemeye tabi tutulmuştur.
Evlatlıkların mirasçılığı: Evlat edinilen çocuk ile evlat edinenler arasındaki bağ, kişinin kendinden olma altsoyu ile birebir aynıdır. Kanun koyucu evlat edinilenleri öz evlatlardan ayrı tutmamış, onlara da bir çocuğun ana ve babasından dünyaya gelmesiyle birlikte edindiği hakları tanımıştır. Bu bağlamda evlatlıkların birinci zümre mirasçı olacaklarının söylenmesi mümkündür. Fakat evlatlıkların öz anne ve babaları biliniyor ise her iki taraftan da mirasçı olabilmeleri mümkündür. Örneğin; evlat edinenin vefatının ardından miras payını alan evlatık, öz babasının bıraktığı terekeden de birinci zümre olarak pay talep edebilecektir. TMK’nin 500. maddesinde evlatlıkların mirasçılığına ilişkin temel düzenleme yapılmıştır.
Evlilik dışı hısımların mirasçılığı: TMK’nin 498. madde hükmüne göre evlilik dışı dünyaya gelen hısımlar, yasal olarak babalık bağının kurulması halinde babanın bırakacağı terekeden olağan altsoy paydaşları gibi pay sahibi olacaklardır.
Devletin mirasçılığı: TMK’nin 501. maddesine göre herhangi bir yasal mirasçısı bulunmayan ve ölüme bağlı tasarruflar vasıtasıyla bir mirasçı atamayan kişilerin mirası doğrudan Devlet’e geçer.
Yasal Miras Hakkı Nedir?
Yasal miras hakkı, kanunda düzenlendiği şekliyle bir kişinin vefatının ardından mirasının üzerinde kanunen hakkı bulunan kişileri ifade eder. Bu noktada yasal mirasçıların kim olduğu 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nda sayılmış ve yukarıda açıklanmıştır. Yasal mirasçılar arasında da miras hukukunda zümre sistemi uyarınca bir takım ayrımlar yapılmış olduğundan kişinin yasal mirasçılardan biri olması terekeden doğrudan pay sahibi olacağı anlamına gelmemektedir. Vefat edenin hayatta kalan eşi dışındaki yasal mirasçıları, zümre sistemi dahilinde mirastan pay alırlar.
Müteveffa tarafından yasal mirasçılar dışında miras sözleşmesi veya vasiyetname yolu ile mirasçı atanması halinde dahi yasal mirasçıların saklı payları oranında terekeden pay alacaklarından söz edilebilir. Yasal mirasçıların saklı paylarından mahrum bırakılmaları halinde veya muris muvazaası adı verilen miras kaçırma işleminin varlığı halinde yasal işlemler başlatılarak haklarını talep etmelerinin önü açıktır. Bu doğrultuda başlatılacak işlemlerin türünün belirlenmesi, usule ilişkin kurallara uyulması, sürelerin takip edilmesi gibi hususlar hak kayıplarına sebebiyet vermemek adına oldukça önemlidir.
Tüm bu sebeplerle miras ile ilgili uyuşmazlıklarda miras hukuku alanında uzman kişilerle birlikte çalışılması önerilir. Sinan Eroğlu Hukuk ve Danışmanlık Ofisi, tecrübeli ve ihtisas sahibi kadrosu ile danışanlarına hukuki hizmet sağlamaktadır.